Bel Hastalıkları

Bel ağrısı, en yaygın olarak karşılaşılan, insanı mutsuz ve rahatsız eden hastalıklardan biridir. Halk arasında bel ağrısına; bel kayması, et sıkışması, lumbago, kulunç, romatizma ve ağrı bacağa yayıldığı zaman da, bel fıtığı ve siyatik gibi çeşitli isimler verilmiştir.
Çoğu kişi, belini ağrıtan nedeni tam olarak hatırlayamaz. Bel ağrısı, günlük yaşantımızda basit bir hareket esnasında hatta rahat bir uykuda bile başlayabilir. Ağrının başlangıç döneminde iyileşmek için çaba sarf edilmesine rağmen, ağrılı dönem geçer geçmez, bel problemi çabucak unutulur. Bel ağrısı tekrarladığında gene yardıma gereksinim olur ancak uzun vadede ne yapılacağı tam olarak bilinemez.
Bel ağrısının nedenleri uzmanlar tarafından iyi bilinmektedir. Öncelikle, bel ağrısının nasıl oluştuğu, sonra da ağrının nasıl tedavi edilmesi gerektiği ve tekrarını önlemek için ne gibi önlemlerin yararlı olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Hareketle ortaya çıkan bel ağrısının sorumlusu sizden başkası olamaz. Tabii ki, ağrılı dönemde doktorunuza başvurmalısınız. Daha sonraki dönemde doktorunuzun önerileri doğrultusunda hareket ederek kendi kendinizin doktoru olabilirsiniz. Sizin için hazırladığımız bu kitap, bel ağrısı konusunda size yardımcı olacaktır. Unutmayın ki, siz belinize iyi davranırsanız o da size iyi davranır.
Belin Yapısı
 
Bel, toplam 5 adet omurun üst üste dizilmesi ile oluşmaktadır.
Her bir omur, önde gövde, arkada çember şeklinde kemikten oluşur ve üst üste geldiğinde arka kısımlar omurilik kanalını meydana getirir. Omurilik kanalı; omurilik, omurilikten çıkan sinirler ve bel bölgesinde at kuyruğu gibi püskülleşen sinir uzantıları için güvenli bir geçiş yeridir.
  
Disk adı verilen özelleşmiş kıkırdaklar, omurlar arasında yastık görevi yaparak omurganın hareketliliğini sağlarlar. Diskler aslında omurların birbirine sürtünmesini engelleyen jöle kıvamında amortisörlerdir.Disklerin görevi yürüme, oturma, yük kaldırma sırasında oluşan sarsıntıları emmek, omurların üzerine düşen yükü eşit olarak azaltarak, ağırlığı dengeli biçimde alt seviyelere iletmektir.
Diskin kan damarları erken dönemde ortadan kalktığı için ,beslenmesi lenfatikler ve ekstrasellüler sıvıdan ozmoz yoluyla olur. Gençlerde diskin su içeriği %88 iken, yaşlılarda %70 den azdır.
Diskin tam ortasında nukleus denilen, yumuşak, yarı sıvı kıvamında bir çekirdek yer alır. Çekirdek anulus denilen başka bir kıkırdak halka ile kuşatılır ve dışarı fıtıklaşması önlenir. Diskler, musluk contalarına benzerler ve yükü dağıtan bir amortisör gibi görev yaparlar. Diskler, şekil değiştirme kabiliyetine sahip olup, omurgaların hareketi ile belin bir bütün olarak çalışmasını sağlarlar.
5 omurga ve aralarındaki diskler, birbirine kenetlenmiş olarak bir bütün oluştururlar. Omurganın arka kısmında bulunan eklemler de ( faset eklemler ) kapsül denilen eklem zarı ile kuşatılır ve bağlarla güçlendirilir. Faset eklemleri vücut yükünün % 5-20' sinin taşınmasından sorumludur.
Kötü kullanıma bağlı yük miktarı arttırılırsa faset eklemlerinde zamanla bozulmalar ve ayrılmalar oluşur. Beldeki kaslar bir veya daha fazla eklemi geçerek yukarıya doğru giderek gövdeye, aşağıya doğru inerek kalçaya uzanırlar ve kemiklere yapışırlar. Omurganın sağda ve solunda sinirlerin çıktığı küçük delikler yer alır. Omurilikten çıkan ve bacaklara doğru giden sinirler buralardan geçerler. Bu sinirlere omurilik sinirleri denir. Omurilik sinirleri kaslarımızın kuvvetini ve derimizin duyusunu sağlarlar. Başka bir deyişle, bu sinirler sayesinde hareket edebilir ve ısı, basınç ve ağrı gibi duyuları algılayabiliriz. Bu sinirler bir nevi alarm sistemine benzerler. Örneğin; vücudumuzda bazı yapıların hasara uğradığını veya hasara maruz kalabileceğini bildiren, ağrı duyusudur. Siyatik sinir, bu sinirlerin birkaçının bir araya gelmesinden oluşur. Bu sinirler her iki bacağa dallar verir ve basıya maruz kaldığında veya hasara uğradığında dizin aşağısına da yayılabilen bacak ağrısı oluştururlar. Bu bacak ağrıları halk arasında da çok iyi bilinen, meşhur siyatik ağrılarıdır.
Belin Görevi
İnsan vücudu, yürüme ve çalışma esnasında hemen hemen her zaman dik pozisyondadır. Ayakta durduğumuzda bel, vücudun ağırlığını taşır. Bu ağırlık oturduğumuzda kalçalarımıza ve ayaktayken, yürürken, koşarken ayaklarımıza da dağılır.
Bel, vücudumuzun üst ve alt bölümleri arasında esnek bir bağlantı oluşturan, omuriliği koruyan ve daha da önemlisi vücut ağırlığını taşıyan bir yapıdır. Omurga, kendisine gelen ağırlıkları, doğal eğrilikleri sayesinde daha kolay üstlenir.
Doğal Duruş
 
Ayakta duran bir insana yandan baktığımızda, kalçanın hemen üstünde içeriye doğru bir kavis görülmektedir. Bu kavise bel girintisi (lordoz) denir. Bu girinti insan belinin doğal bir özelliğidir.
Girintinin derinliği insandan insana değişebilir. Ayakta durma esnasında girinti belirginken, oturma veya eğilme esnasında düzleşir. Doğal olan bu girintinin düzleşmesi, bel problemleri oluşturabilir.