Ankilozan Spondilit

Ankilozan spondilit Halk arasında Prof Ahmet Mete Işıkara ve Suna Pekuysal hastalığı olarak bilinir. “Kaynaşma” (ankiloz) ve “omur iltihabı” (spondilit) anlamındaki sözcüklerden türetilmiş olan adı, bu hastalığı oldukça iyi tanımlar. Ankilozan spondilit kalça, omuz, kaburga, bel ve ensede sertlik ve ağrıya, kemiklerin birbiriyle kenetlenip kaynaşması sonucunda omurganın esnekliğini yitirmesine yol açar. Eğer ankilozan spondilitli bir akrabanız varsa, bu hastalığa yakalanma riskiniz artar.
Ankilozan spondilit, omurga ve leğen kemiğindeki eklemleri tutan, özellikle bel bölgesinde hareket kısıtlılığı yapan, kronik (süregen) bir romatizmal hastalıktır. Omurganın hareketini sağlayan eklem ve bağlarda gelişen iltihap sonucunda, eklem ya da kemikler hareketlerini yitirecek şekilde birbirleri ile kaynaşabilir.
 
Ankilozan spondilit otoimmun, yani bağışıklı sisteminin vücudun kendi dokusunu tanmayıp ona karşı savaştığı bir hastalıktır. Nasıl ki alerjik bünyelerde, vücut dışarıdan aldığı bazı gıdala karşı aşırı tepki gösterir; ankilozan spondilitte de bağışıklık sistemi, söz konusu o bölgedeki doku ve organları vücuttan kabul etmeme gibi bir yanlışlığın içine düştüğü ve o bölgedeki kendi dokusuna saldırdığı bir hastalık olduğunu söyleyebiliriz.
Bu rahatsızlığınnedeni tam olarak bilinmiyor. Araştırmalarda ankilozan spondilit hastalarının %96 sında HLA-B27 geni olduğu tespit edilmiş. Ankilozan spondilit ile HLA- B27 geni arasında sıkı bir ilişki vardır, ama henüz netleştirilebilmiş değildir. Bu genin, bağışıklık sisteminin omurga ve eklemlere saldırmasına yol açtığı düşünülmektedir.Bununla beraber HLA-B27 genine sahip herkeste ankilozan spondilit olacak diye bir kural yoktur.
Bazen ishal veya idrar yolu enfeksiyonlarının bu hastalığı tetiklediği söylenebilir. Önceden belirtiler hafif olup şikayete yol açmazken, bazı tetikleyici etkenler bu hastalığı su yüzüne çıkartabilmektedir.
Omurga dışında kalça, diz ve ayak eklemlerinde de iltihaplanma görülebileceği gibi az sayıda hastada çeşitli organ bulguları gözlenebilir.
Hastalığın şiddeti kişiden kişiye değişiklik gösterir. Ciddi tutulumu olan hastalarda omurganın hareketlerini tamamen kısıtlayabilir. Buna karşın, sadece sabahları olan hareket tutukluğu ya da bel ağrısı dışında hiç bir yakınması olmayan hastalar da görülebilir. Omurgayı etkileyen romatizmalar spondiloartritler olarak isimlendirilmektedir. Ankilozan spondilit dışında, sedef hastalığının, iltihabi barsak hastalıklarının ve Reiter sendromunun da omurgada iltihaplanma yapabildiği bilinmektedir.
Ankilozan spondilit gerülme sıklığı:
Genel toplumda 500-1000 kişide 1 görülür.Çocuklarda seyrekte olsa tesbit edilir.Erkeklerde görülme sıklığı kadınlardan 3 kat fazladır.En sık 20-24 yaşlarında tesbit edilir.Orta yaştan sonra seyrek olarak başlar.
Erkekler, kadınlar ve çocuklarda görülebilir. Erkeklerde, kadınlardan yaklaşık 3 kat daha fazla görülmektedir. Tüm yaşlarda başlayabilir. Genellikle 20’li yaşlarda (ortalama olarak 24-26 yaşında) başlamaktadır. Ancak, belirtiler daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilir. 40 yaşından sonra başlangıç nadirdir. Kadınlarda genel olarak daha hafif seyreder.
Eklem tutulumu cinsle arasında kısmen farklıdır;erkeklerde omurlar sık tutulurken kadınlarda el ve ayak bilek eklemleri daha sık tutulur.Çocuklarda diz eklemi tutlumu daha sıktır.
Ankilozan spondilitin tipik belirtilerinden bilinen bazıları şunlardır:
Haftalar ya da aylar içinde yavaş yavaş artan bel ağrısı ve sertlik.
Sabah sertliği ve ağrısı, gün içerisinde azalır, Gün içinde hareket etmekle ya da egzersizle azalan sabah sertliği ve ağrısı. Egzersizlerden sonra daha iyi, istirahatten sonra daha kötü hissedilmesi (mekanik karakterli bel ağrılarının tersine – sözgelimi bel fıtığı-).
Bu şikayetlerin üç aydan daha uzun zamandır devam etmesi,
Hareket ve egzersizle şikayetlerin azalması, dinlenmeyle artması, özellikle geceleri dinlenmeye geçildiğinde ve sabah kalkıldığında ağrıların daha şiddetli ve net bir şekilde ortaya çıkması,
Özellikle erken evrelerde, yani ağrının başladığı dönemlerde kilo kaybı,
Sürekli yorgunluk hissi,
Gece terlemeleri ve ateş,
AS bazen, kalça, diz, ayak bilekleri ve omuzda ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığına neden olabilir. Topuklarda ağrı görülebilir. Az sayıda hasta çene eklemi de etkilenebilir.
Tipik belirtiler bunlar olmasına karşın, bazen farklı şekillerde başlangıç görülebilir. Belde belirgin bir ağrı olmaksızın, kaba etlerde bazen bir tarafta, bazen diğer tarafta değişici şekilde ağrı ile başlaması da sıktır. Bu ağrı bele, uyluğa yayılım gösterebilir. Bazen de yalnızca topuk ağrısı, göğüs ağrısı ile başlayabilir. Sabahları daha kötü oluyorum!
Bazen de belde böylesi ağrı yerine baldırlarda gezici ağrılar olabilir.
Kimi vakalarda bu rahatsızlık topukta yaşanan ağrıyla, kiminde ise göğüs ağrısıyla başlar.
Burada bel ağrısı, mekanik bel ağrılarının tam aksine gelişir. Örneğin bel fıtığı olan bir hastanın ağrısı belini hareket ettirmediği zaman hafifler. Ama belli hareketleri yapmaya kalkıştığında beli şiddetle ağrır.
Ankilozan spondilit başlangıcındaki kişinin ağrısı ise belini hareket ettirmediği zaman artar. Yürüdüğünde, hareket ettiğinde ağrıları azalır. Çünkü bel fıtığında sorun eklemler arasındaki diskte iken ankilozan spondilitte sorun eklemlerin elastikiyetini sağlayan yapının da kemikleşmesidir.
Ankilozan spondilitin tanısı nasıl konur?
Bel bölgesinde genellikle 3 aydan daha uzun süren ağrı ve hareket kısıtlanması her zaman ankilozan spondiliti akla getirmelidir. Bel ağrısı özellikle istirahat döneminde belirgindir. Hasta gece ya da sabah ağrı ve hareket kısıtlılığı ile uyanabilir ve hareketle bel ağrısı ve tutukluluk azalır. Çoğu hastada belirtiler, omurganın bel bölgesinde başlamakla beraber bazı hastalarda sırt ve boyun ağrıları da gözlenebilir. Bazen de kaburgaları omurgalara ve göğüs kafesine bağlayaneklemlerde tutulum olabilir. Bu durumda hastada nefes alırken göğüs kafesinin genişlemesinde azalma gözlenebilir. Ayrıca omuz, kalça ve ayak eklemlerinde de tutulum görülebilir. Çoğu hastada topuklarda ağrı ve sert yüzeye basamama gibi yakınmalar olabilir. Bazı hastalarda genellikle tek gözde tekrarlayan iltihaplanmalar gözlenebilir.
Gözde kızarıklık ve ışıktan rahatsız olma ve bulanık görmeye yol açabilen bu rahatsızlığa "ön üveit" ismi verilmektedir. Sistemik bir hastalık olduğundan aktif dönemde ateş, iştah azalması ve yorgunluk da görülebilir. Ankilozan spondilit kadınlarda genellikle daha hafif ve farklı seyredebilir.
Hastalık genellikle 30’lu yaşlarda gelişir ve erkeklerde daha çok görülür. Tanıda gecikme çoğu zaman ciddi hasra yol açar.
Anne ya da babada ankilozan spondilit varsa, çocukların bu geni taşıma olasılığı yüzde 25-50 dolayındadır. Gen kalıtım yoluyla geçmişse, hastalığın gelişme olasılığı onda birdir.
Ankilozan spondilit yavaş yavaş ilerler ve tedavi edilmezse sonunda bütün omurga kaynaşıp “yekpare” duruma gelebilir.
Belirtiler arasında kronik bel ağrısı, soluk alındığında göğsün genişlemesi ve arkaya doğru hareket yeteneğini giderek yitirmesi, omurgayı leğen kemiklerine bağlayan sakroiliyak (sağrı-böğür) eklemlerinde röntgen filmleriyle saptanabilir bozulmalar, yüksek sedimantasyon hızı ve romatoit faktörün yokluğu sayılabilir. HLA-B27 doku antijeni arandığında genellikle pozitif çıkar.
Genellikle direk grafi yeterli olmaktadır.Tecrübeli bir fizik tedavi uzmanı % 100 e yakın ihtimalle doğru teşhis koyar.
Tanıda tipik görüntüleri ile radyolojik testlerden oldukça yararlanılır.
Erken tanıyı koymak çoğu zaman mümkündür:
  
Ankilozan spondilitte organ tutulumu:
Genellikle teşhis konduktan sonra oluştuğu için akılda tutulması gerekir.
Göz:
Görmede bulanıklaşma,acı,kızarıklık göz tutulumu olabileceğini düşündürür. Genellikle sorunsuz tedavi edilebilir.
Göğüs:
Göğüs kafesinin hareketinin kısıtlanmasına bağlıdır,solunum egzersizleri göğüs kafesinin geniş bir şekilde katılaşmasını sağlayacağından diafram sonumu daha rahat olacaktır.Sigara ve kötü hava koşullarından uzak durmak akciğer dokusunun daha sağlıklı kalmasını sağlayacağından dikkat etmek gerekir.
Böbrek:
Böbrek tutulumu seyrektir amiloidozis denilen bir tür böbrek yetmezliği gelişebilir. Organlar dışında kişinin psikolojiside etkilenebilir.Depresyon eğilimi artar.
TEDAVİ
Kesin ve net bir tedavisi yoktur.Tedavinin temeli düzgün bir vücut yapısını koruyabilmektir. Bunun içinde mutlak yapılması gereken egzersizler vardır.İlaçlar daha çok hastalığı tedaviş etmeye değil egzersizleri engelleyecek ağrıları azaltmak yada ortadan kaldırmaya yöneliktir. Tedavi için bir yandan iltihap giderici ilaçlar kullanılırken, bir yandan da germe ve eklem açma hareketlerini kapsayan egzersizler yapılır. Hastalığın kaburgaları etkileyip soluk almayı sınırlamasını önlemek açısından, vücudu doğru konumlarda tutmanın büyük önemi vardır. Gece yatarken yüksek yastıklar kullanılmamalıdır. Uyku sırasında başın yüksekte tutulması, hastalıktan zaten etkilenmiş boyun omurlarının kalıcı biçimde eğri kalma olasılığını arttırır. Hekim ayrıca sigarayı bırakmanızı isteyecek, kullanmanız için kortizon içermeyen antienflamatuar ilaçlar (özellikle indometasin) verecektir. Eğer bu hastalık erken dönemde tanınırsa tedavisi oldukça yüz güldürücüdür. Bu nedenle özellikle anne ve babaların vücudunu öne doğru eğik tutan ergenlik çağındaki çocuklarını mutlaka doktora götürmeleri gerekir. Hastalık ilerlerse geri dönüş çok zordur. Her ne kadar Almanya’da bu konuda bir aşı geliştirilmişse de tıbbi açıdan tam olarak onaylanmamıştır. İlerlemiş vakalarda son zamanlarda piyasaya sürülen infoksilab içeren ilaçlar kullanılabilir. Ama bu ilaçlar pahalı ve yan etkileri fazla olan ilaçlardır. Bu nedenle erken teşhis için dikkatli olunmalıdır. Cerrai tedavi kalça diz eklemi tutulumunda yeniden hareket kazandırmak amacıyla protez takılması şeklinde yapılabilir.Diğer eklemlerde cerrahinin yeri yoktur.Eğer omurganın dışında, kalça, diz, omuz gibi eklemler de tutulmuş ise, eklem içlerine hyaluronik asid (Hyaluronan ) verilmesi ve bazen de eklem çok ağrılı ise, buna kortizon eklenmesi gerekebilir.
AS’de omurgada, özellikle boyun ve bel kısmında farkında olunmayan tehlikeli kırıklar olabilir. Bu nedenle, çok küçük bir kaza sonrası bile oluşan ani bel ve boyun ağrılarında gerekli radyolojik, MRI gibi incelemelerin yapılması gerekir.
Düzgün vücut yapısını korumak için:
-Düzenli egzersiz yapılmalı,
-Solunum egzersizi aksatılmamalı,
-İş hayatına aynen devam edilmeli,
-Oturma ve yatış pozisyonu mutlak önerilecek şekilde korunmalı,
-Cinsellikte olumsuz hiçbir problem olmadığından normal yaşanmalı,
-Hayata sıkı sıkıya bağlanmalı fizik tedavi uzmanının söylediklerini göz ardı edilmemeli,